6 Şubat 2017 Pazartesi

İstanbul'da bir gün...

Sömestr ertesi çocukları okula yollamış, 2 haftanın yorgunluğunun ardından sessizliğe salmışken kendimizi sizinle anneli çocuklu gezmeler için keyifli bir İstanbul rotası paylaşayım sizinle.

Öncelikli tavsiyem çok sevdiği arkadaşları ile onların tatlı annelerini de katın yanınıza. Biz 4 çocuk 3 anne düştük yollara...

Kadıköy'den simitlerimizi alıp koşa koşa bindik Eminönü vapuruna bir yandan çay simit kahvaltımızı yaparken bir yandan da çocuklar martılara simit attılar. Ne keyif, ne şen şakraklık bir bilsen...

Sonra Yeni Cami ve güvercinleri aç mı kalsın onlar da 4 çocuk tarafından dört 1 koldan beslendiler. Artık tola çıkmaya hazırdık.


Her bir şeyi koklayıp, bol dokunup Mısır Çarşısından geçtik. Eski kalabalıklığı yok sanki, kalmamış insan seli. Renkler aynı ama, curcunası aynı, iştah kabartıyor ve şaşırtıyor...


Yürüyerek vardık Gülhane Parkına. Ne kadar küçükmüş, ben içerisinde Lunapark olan halini hatırlıyorum gondola binmiştim en son geldiğimde. Ve ben de Lal kadar küçüktüm nerdeyse belki bir kaç yaş koy üstüne. Şimdi her şey düzenli, içinde bir tek park kalmış o da salıncaklı olan cinsten. Yanı başında Topkapı Sarayı, has bahçe oluyor hani burası...



Sonrası Yerabatan Sarnıcı. Çalıştık gitmeden önce ne zaman yapılmış, neden yapılmış? Ağlayan sütun varmış, Medusa nerdeymiş heyecanıyla girdik içeri. Önce dilek paraları atıldı suya, sudaki balıklar nasıl o kadar kocaman tartışıldı. Hikayeler, efsaneler paylaşıldı. Bol fotoğraf, bol heyecan...




Sonrası açlık tabi, kim dayanır bunca yürümeye gezmeye. Yıllardır değişmeyen lezzeti bulduk tabi Sultanahmet Köftecisinde köfteler yenildi, piyaza ekmek banıldı. İyice doyup bir de dinlenip dönüş yoluna geçtik. 


Aslında tramvaya binecektik ama dükkanlara girelim derken yeniden başladık yürümeye. Turist gibi girdik çıktık mağazalara, anılar aldık. 



Sanki pek yaratıcı değiliz bu hediyelikler konusunda her yerde aynı şeyler ve hatta Yerebatanla ilgili hiç bir şey yok dükkanlarda... Böyle büyülü bir yerin çok değişik süsü püsü olmalıydı.



Ve son durak Hafız Mustafa oldu. Önümüze ilk gelen talıcıya girdik. İlk poğaçayı bulan amcaymış Hafız Mustafa, garsonlarının yalancısıyız. Bir de sütlü tatlıları meşhurmuşmuş...




Sonra yine koşa koşa bindiğimizde vapura saat 18:00 i geçiyordu. Dolu dolu geçen bir gün oldu, bir sürü anı biriktirdik, yeni planlar yapıp başladığımız yer Kadıköy'den dağıldık evlerimize.

THE END

Akşam eve geldiğimizde bol sohbet edip bir ağlayan sütun resmi çizerek uykuya daldı Laloş. Tadı damağımızda kaldı... Bu arada bu gezmeyi an ve an instagram anlıktan paylaştım kullanıcı adım benden_ve_bizden beklerim:)


Hiç yorum yok: